6 Şubat deyince Türkiye’de yıkılan, 15 milyon insanı etkileyen, ülkemize 100 milyar doların üzerinde mal olan bir depremden bahsediyoruz. Bu depremler aslında insanların doğayla, hani Allah’ın kanununa aykırı gelmesiyle gelişen bir olay. Çünkü deprem olan, fay hattı üzerinde olan bölgelere yapılması gereken binalar bizde yapılmıyor. İmar aflarıyla beraber, eğrisi doğrusu her şey ortaya girince böyle felaketler yaşıyoruz.

6 ŞUBAT DEPREM ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUZ

Aslında bu tasarruflar, bu merhametler, bu ihmaller her neyse, ülkemiz insanının millî gelirden kazandığı milyarlarca liralara mal oluyor. Türkiye’nin başı sağ olsun. Düzce Valisi Sayın Mehmet Makas’ın da eşlik ettiği Merkez Büyük Camii’de vefat edenlerin ruhlarına mevlid-i şerif okundu.

Biz de deprem yaşadık. Hep beraber bu ülkede imar konusunda, kural konusunda, kaide konusunda hep suçu başkalarına atıyoruz ama hiç kendimizde aramıyoruz.

Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde SGK prim ödeme yılı 45 yıl. Türkiye’de 20 yıl. Burada emeklilik 65 yılda oluyor ama Türkiye’de 48 yaşında emekli olanlar var. İşte bu sistemler yerine oturmadığı zaman ülkede huzur ve mutluluk olmuyor. Her şey kaidesine, kuralına göre olmalı. İnşallah biz de öyle bir dünyada yaşarız.

ERCAN ÖZTÜRK VEKİLİ TEBRİK EDİYORUZ

Şimdi Akçakoca’da Beyören İlköğretim Okulu’yla başlayan akıllı tahta sorunu var. Düzce’de bu oran yüksek olduğu için Düzce gerilere düşmüş akıllı tahta tahsisi konusunda. Biz bu konuyla ilgili bir gündem yaptığımızda, Sayın Valimizin, Sayın Vekillerimizin, vekilimizin daha doğrusu Ercan Öztürk’ün temaslarından sonra o altı okulda da tahta işi çözüme kavuştu. Ercan Vekil’e buradan teşekkür ediyoruz hassasiyeti için.

Ancak bir şey daha söylemiştik. Onunla ilgili bir adım atmadı veya aklına mı gelmedi? Düzce’nin Karadeniz’e açılan tek penceresi var, o da Akçakoca. Otoban çıkışlarında beş tane merkezin, ilçenin, ilin isimlerini yasal olarak yapabiliyorsunuz ama Akçakoca yok. Akçakoca’nın otoban çıkışlarında ve tabelalarda olması memleketimize katkı sağlar.

Deniz için Ankara’dan çıkan bir insan Akçakoca’yı sürekli hatırlar. Hatırladığında Akçakoca’ya deniz için, balık yemek için gelen bir insan, dönüşte Düzce’nin esnafına da faydalı olur. Memleketin tanıtımına çok ciddi katkı olur.

Hani Beyören’den bahsettik. Okul müdürü gayretli bir şekilde çalışmaları takip etmiş. İlçe millî eğitim müdürünün gayretini zaten söylemeye gerek yok, dört dörtlük bir okul olmuş. Su basmanıyla beraber, her türlü teşkilatıyla beraber. Siyasetin veya bürokrasinin çözdüğü olaya Akçakoca’nın ilçe milli eğitim müdürü çıkıyor tahtaya şov yapıyor. Birisi de yazmış “kim dedi tahta yok diye?” Hani Demirel’in bir sözü var: “11 Eylül akşamı durmayan kan, 12 Eylül sabahı nasıl durdu?” diye.

Yani o tahtalar, o hazırlıklar altı aydan beri yapılmadı da bu haber konusu gündeme geldikten sonra tahtalar geldiyse, orada kimse üzerine bir şey almasın. İlçe millî eğitim müdürü de bir iş yaptığını zannetmesin. Herkes zaten ektiğini biçiyor. 5-6 tane okulda tahta yoksa, bunun da Akçakocalı milletvekili, Akçakocalı siyasetçiler veya devletin riyaset makamı bilmiyorsa ben burada bir şey demiyorum. Akçakoca’da eğitimin kalitesine, eğitimin geldiği yere bu müdürle beraber baktığınızda zaten her şey ortaya çıkacak. Şov yapmanıza gerek yok. Herkes ne yaptığını biliyor.

DEMET BOŞVEREMEMİŞ BORÇ VERMİŞ TAHSİL ETMİŞ

Geçtiğimiz günlerde bir haber yapmıştık. Konu da şuydu: İYİ Parti il başkanlığında çalışan sekreter işten ayrılıyor, ayrıldıktan sonra il başkanıyla beraber bankaya gidiyor, bankada parasını kendi hesabından çekip, Demet Boşver’in hesabına atıyor. “Haklarımı alamadım” diye savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde Demet Hanım’la bir araya geldik. İYİ Parti merkez ilçe başkanı da vardı. Dedi ki, “Belki bana borcu varsa” dedi. Yani Demet Hanım’ın söylediğine göre o kişinin borcu varmış. Fakat borcu varsa da karşılıklı mutabakat da olur. İnsanın kıdem tazminatı veya haklarını alırken aynı anda parasını banka hesabınıza attırdığınız zaman insanlar bunu anlar.

Artı, bizim arkadaşlar Demet Hanım’ı arayıp “İYİ Parti’de böyle böyle bir durum var, ne diyorsunuz, bir açıklamanız var mı?” diye sordu. Biz bu habercilik anlayışını Düzce’ye yerleştirmeye çalışıyoruz. Kendisi de “Mahkemede görüşürüz” diyor. Yani bir açıklama yapmıyor. Bize de diyor ki, “Alacağım vardı, belki de borcu vardı.”

İşte siyasette, siz toplumun önünde, toplumun yön veriyorsanız, seçme ve seçilme gibi kutsal bir pozisyondaki insanların kaderini belirliyorsanız, burada çok düzgün ve dürüst olmanız lazım. Hani soyadınız gibi Boşver değil, boşvermeyeceksiniz Demet Hanım.

 Onu arkadaşlarımız aradığında bir açıklama yapacaksınız. “Benim alacağım vardı, ben oradan onun tazminatlarını ödedim, benim hesabıma aktardım” diyebilirsiniz. Bu gayet doğal. Ha bu iş mahkemelik olmuş, olsun.

MAZLUMUN AHINI MI PARASINI MI ALIYORSUNUZ?

Şimdi bir başka konudan daha bahsedelim. Yüzde 95 engelli bir vatandaş Düzce’de bir firmaya gidiyor. Bu firmada Bolu’dan buraya nasıl geldiği işlerle işlemlerle alakalı yerel basına da yansıyor. Buraya nasıl geldiği de malum. Yüzde 95 engelli insan, Allah gönderiyor bunu bir motor firmasına. Eski BP petrolün oralarda bir yerde. Buraya gidiyor, motor almak istiyor. Okuma yazması da yok. Buna 200 bin liralık senet imzalatıyorlar bu kişinin kardeşine, motoru veriyorlar ama motoru verdikten sonra, bir fatura, bir belge falan vermiyorlar. Bunlar da bunu şikâyet ediyorlar.

Şikayetten sonra bakıyorlar pabuç pahalı, Bolu’da yaptıkları ortaya çıkacak, ondan sonra iade ediyorlar. Biz konuyu görüşürken, kendilerine sorduktan sonra hızlı bir şekilde motor iade oluyor, senetler alınıyor, söylediklerine göre. Fakat 10 bin lira da para alıyorlar. “10 bin liraya vermezsen senedini vermeyiz.” Niye? “Masrafımız var.” Sen okuma yazma bilmeyen, yüzde 95 engelli bir mazlumun parasını, senedini alıyorsun. O sevinmek istiyor, mutlu olmak istiyor. Netice itibariyle “10 bin lira da masrafım var” diye senedi geri verirken para alıyorsun.

Bu haberi önümüzdeki günlerde arkadaşlarımız araştıracak. Maalesef bu memlekette mazlumların sesini duyurmak gibi medyanın da bir görevi var. Bunun takipçisi olacağız önümüzdeki haftadan itibaren, bakalım o 10 bin lirayı, Bolu’yu elleyip, kollayıp buraya gelen ve burada ticaret yapan kişi o parayı verecek mi?

Hoşça kalın, dostça kalın Allah’a emanet olun.

Programın tamamı için:

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.