2025 bitti, 2026’ya geçtik. Aslında bundan 100 yıl önce, 120 yıl önce bizim böyle bir yılbaşımız yoktu. Miladi takvim, Rumi takvim, hicri takvim derken biz Avrupalı olmak adına, Avrupalılaşmak adına, medenileşmek adına bu takvimi kullanmaya başladık. Yani aslında konunun özetine baktığınızda bir dinin ve milletin birilerine benzemek ve özenmek için ne kadar ayaklar altına alındığı günü yaşıyoruz.

Peygamber Efendimizin doğumunu ve bizim milli ve dini günlerimizi Avrupa’da kutlayan var mı? Hristiyanlık âleminde kutlayan var mı? Ama Hristiyanların Noelini biz Müslümanlar olarak kutluyoruz. Yeni yıla giriyoruz ne oluyor? Bir yıl daha yaşlanıyoruz. Bunu mu kutluyoruz?

Hani dünyada yaşarken dört mevsim var: kış, ilkbahar, yaz, sonbahar. Aslında her gün ölüme bir gün daha gittiğimizi kutluyoruz. Artı bizim kültürümüzde ve inancımızda yok. Bizim kültürümüzde Nevruz var, Nevruz Bayramı var, bahar bayramı var Türklerde. Bunu Avrupa kutluyor mu, Hristiyan âlemi kutluyor mu? Yok. Biz niye kutluyoruz?

İşte ekonomik, içtimai ve sosyal olarak güçlü olduğunuz zaman toplumlara hükmediyorsunuz. Bundan 100 yıl önce dünyanın en önemli sporu güreşti. Çünkü Osmanlı vardı, dünyaya hükmeden bir devlet vardı. Onun kültürü, onun sporu, onun değerleri dünyada kabul görüyordu. Şu anda futbol var. İşte aradaki mesafe bu.

Gelelim 2026’ya. Arkadaşlarımız vatandaşlara sordu ‘2026’dan ne bekliyorsunuz’ diye.

Adamın birinin kapısında tek gelir kaynağı ineği var. Bu ineğini kaybetmiş. Bir gün arıyor, iki gün derken üçüncü gün komşuları demiş ki: “Sende bir hâl var.” Bir yandan da gülüyormuş, güle oynaya gidiyormuş. Demişler ki: “Sen neden bu kadar neşelisin? Adamda demiş ki: “Ben neşeli değilim, kederliyim.” “Kederli insan bu kadar güler mi, eğlenir mi, neşelenir mi?” diye sormuşlar. Vallahi demiş, “Şu dağın arkasında ineği bulmak için bir umudum var. Eğer bulamazsam siz ağlamayı o zaman görün, figanı derdi işte o zaman görün.” Demiş.

2026’dan beklentilerimiz çok fazla. Ekonomik, içtimai, sosyal, ailevi, siyasi olarak çok beklentimiz var. Ama ne zaman ki bir insan olarak, aile olarak, mahalle olarak, ilçe olarak, il olarak, ülke olarak değerlerimize döneriz, özümüze döneriz. Özümüze dönerken, değerlerimize dönerken bilime, teknolojiye, gelişmeye kapalı değil elbette; onlarla beraber. Çünkü bizim inancımızın perspektifinde ilk emir “Oku” ilim, bilim. Ama zaman içinde sahabeler döneminde İslam’ın muzaffer olduğu dönemde ilim vardı, bilim vardı. Endülüs’e kadar, İspanya’ya kadar devam etti. Ve biz o kadar özenti, aşağılık kompleksinde bir milletiz ki Endülüs’ü Hristiyanlar muhasara ettiği zaman demişler ki: “Size hiç dokunmayacağız, teslim olun.” Bunlar da teslim olunca katliam başlatıyorlar. Diyorlar ki: “Söz vermiştiniz” bunun üzerine “Şaka yapıyorduk, 1 Nisan şakası.” Demişler. 1 Nisan şakası katliamın, hilenin, kıyımın adı olarak bize kabul ettirilmiş. Biz de 1 Nisan şakası yapıyoruz ama niye yaptığımızı da bilmiyoruz.

BİZİM MİLLİ VE MANEVİ YABANCILAR KUTLAMIYOR, BİZ NEDEN ONLARINKİNİ KUTLUYORUZ?

Yeni yıl kutluyoruz ama niye kutladığımızı bilmiyoruz. Bizim Regaip Kandilimizi Hristiyanlık âlemi ışıklarla kutluyor mu? Kutlamıyor. Bizim 1071’de Anadolu’ya gelişimizi, 30 Ağustos’ta zaferimizi birileri kutluyor mu? Biz kutluyoruz.  Onların da dini, milli bayramları var. Ancak biz ne dini, ne milli, ne insani, ne İslami, ne Türk öyle bir millet olduk ki…

Benim 2026’dan beklentim, özüne, sözüne, ruhuna, bedenine, asaletine, inancına dönme umudum var, hayalim var, derdim var.

ALİMİN HÜLAGU HAN’A İBRETLİK CEVABI

Biz ne telefon üretebildik, ne uçak üretebildik, ne motor üretebildik, ne teknoloji üretebildik. Niye? Hazırlarını verdiler, müstemleke gibiyiz. Caddelerimize bir bakın, bir tane yerli aracınız var mı? TOGG çıktı ama boşluğu tam olarak tamamlayamadı.

 Biz ne zaman Hülagü Moğol İmparatoru ile bir Selçuklu ilim adamının konuştuğu hal ortaya çıkarsa, Hani soruyor Hülagü: “Biz buraya niye geldik?” Selçuklu âlimi diyor ki: “Biz özümüzle, inancımızla, imanımızla zafiyet durumuna düştük. Aslımızı, özümüzü kaybettik.” Onun için Allah sizi bizim başımıza bela etti diyor tabiri caizse. Peki diyor Hülagü, “Beni buradan hangi güç gönderebilir?” Âlim diyor ki: “Biz ne zaman özümüze, ruhumuza, inancımıza dönersek, o zaman seni burada tutacak hiçbir güç yok, seni buradan göndeririz.”

2026’DAN MİLLETİMİZİN ÖZÜNE DÖNMESİNİ DİLEYELİM

Umarım 2026 yılı özümüzün, ruhumuzun, inancımızın ve gerçek anlamda hayatımızın her boyutuna sirayet ettiği bir yıl olsun. Kaybettikçe kaybediyoruz. Allah’tan umut kesilmez. Hani ineğini kaybeden vatandaş diyor ya: “Dağın arkasında umudum var, eğer bulamazsam siz ağlamayı figanı seyredin.” Eğer biz önce evimizde, sonra mahallemizde, sonra ilçemizde, ilimizde umudumuzla beraber özümüze dönmediğimiz sürece, geleneğimizi bilmediğimiz sürece, ruhumuzu yeniden formatlamadığımız sürece mutlu olma, umutlu olma ihtimalimiz yok.

Sözün özü şudur: Hayatta mutlu olmak için ya imkanları artıracaksın ya istekleri azaltacaksın. İmkanlar artmıyor, istekler de azalmıyor, beklentiler yüksek. Milletin ruh ve sinir dengesi felç oluyor. 2026 yılı özümüzün, inancımızın, duygularımızın, ferasetimizin hayat bulduğu bir yıl olsun. Benim umudum, benim duam, benim niyetim, benim düşüncelerim bunlar.

Diğer insanlar da sosyal medyadan, Facebook’tan veya diğer mecralardan yazarlarsa hep birlikte paylaşırız.

Allah bu devlete, bu millete, bu ümmete 2026 yılında insanlık, vicdan, adalet adına güçler nasip etsin, imkanlar nasip etsin, fırsatlar nasip etsin.

Hoşça kalın, sağlıcakla kalın. Allah’a emanet olun.

Programın tamamını izlemek için:

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.