Kategoriler

BİZ HİKAYE DİNLEMEK DEĞİL, KALİTELİ YAŞAMAK İSTİYORUZ!

1 Nisan'ı bize bir şaka diye hikaye anlattılar ama Haçlıların, Endülüslere işgal sırasında, savaş sırasında yapmış olduğu bir hileden dolayı “sizi kesmeyeceğiz, kanınızı akıtmayacağız” diye söz verip de daha sonra boğma gibi farklı bir şekilde bir kalleşliğinin, bir insanlık dışı bir vahşetinin şakasını bize, İslam toplumuna şaka diye kabul ettirdikleri bir gün.

Biz öyle bir toplum haline geldik ki kültürümüzle, maneviyatımızla, inancımızla, asaletimizle dalga geçiyoruz, ayaklar altına alıyoruz. 1 Nisan’ın şakasının gençler yıllardan beri devam eden işin özünü bir öğrense; bir Nisan şakasıdır, bir Nisan hilesidir, bir Nisan vahşetidir, 1 Nisan kahpeliğidir. İşin özündeki hakikat. Ama Google amcaya sorarsanız biraz daha teferruatı var. Müslüman akıllı olmalı, zeki olmalı.

DÜZCE ÜNİVERSİTESİ DÜZCE’NİN GELİŞİMİ İÇİN NE YAPIYOR?

Sayın Düzce Üniversitesi Rektörü Nedim Sözbir, yerel basını dolaşmaya başladı. Noktasıyla, virgülüyle, ünlemiyle, soru işaretiyle gitmediği, görmediği kimse kalmadı. Biliyorsunuz bu yılın ikinci yarısında bir rektörlük seçimi var. Bunun ayak sesleri. Kendisini ben ilmiyle ve ülkeye bilimsel katkılarıyla takdir ettiğim birisi. Dünya görüşüyle de hayata bakışıyla da takdir ettiğim, kabul ettiğim, değer verdiğim birisi. Ancak idare ve irade noktalarında kendisine geldiğinde, ziyarette de söyledik. Özellikle tıp fakültesi… Sayın hocamız bize çok güzel şeyler anlattı. Düzce Üniversitesi’nin geldiği noktada bir şeyler anlattı. Biz İstanbul Teknik Üniversitesi veya Yıldız Teknik Üniversitesi veya Ortadoğu Teknik Üniversitesi gibi Türkiye’de gözde üniversiteler gibi bir sonuç beklemiyoruz zaten. Biz o başarıları bilmeyiz. Ben diyorum ki Düzce Üniversitesi Akademik Kurulu, Yığılca arısı ile ilgili bir AR-GE tesisi kurdu. Şu andaki o toz duman, o Yığılca’daki fabrika bu arıların bal üretimine ne etki yaptı? Böyle bir çalışma yaptı mı?

Tıp fakültesi, Yığılca demişken, oradaki insanların akciğer ve hastalıklarıyla ilgili bir araştırma yaptı mı? Düzce Üniversitesi bana akademik olarak Düzce’de tarımın nasıl gelişmesi gerektiğinin AR-GE’sini yaptı mı? Düzce’de turizmin nasıl gelişeceğini bilimsel olarak, ilimsel olarak, tabandan tavana bir çalışma yaptı mı? Efendim yaptık. Sonuç? Biz görmedik bir şey. Biz bir şey görmedik, görmüyoruz.

ÜNİVERSİTE HASTANESİNE GİDEN PERİŞAN OLUYOR

Kaldı ki Tıp Fakültesi Hastanesi’nde birtakım adımlar atılması lazım. Siyaset bu işe el attı da Sayın devlet başkan yardımcımız da, Düzce Milletvekili Sayın Ayşe Keşir bir yapmış olduğu görüşmede muhtemelen bu iş hayata geçti. Bir bina yapılması lazım oraya. 2010’dan beri bugüne kadar 15 senedir yatak kapasitesi yok. Millet acillerde perişan, yatacak yer bulamıyor. Servislerde o servisten bu servise hasta geçişi yapılıyor. Niye? Yer yok. Bir sıkıntı var ya, ben bunu bilirim.

ÜNİVERSİTE IŞIKTIR BU IŞIĞI SAÇMASI LAZIM

Bilimsel olarak Sayın Nedim Sözbir hocamızın Türkiye’ye uydu ve uzay teknolojileri konusunda kattığını ben zaten anlamam. Çoğu adam da anlamaz zaten, üniversite mezunu olsa da. Çünkü ayrı bir bilim o. Katkıları varmış, ona da saygımız var. Ama ben Halep’te kaç metre atlatıldığına bakmam, arşına bakarım. Hastaneye giden insan mutlu oluyor mu? Derdine derman oluyor mu? Çare oluyor mu? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Diyor Sayın Vali Makas. Kimin düsturu bu? Şeyh Edebali’nin düsturu. Buna uyuluyor mu? Ben oraya bakarım. Arıcılığıma, fındık tarımıma, sağlığıma, turizmime üniversite nedir ya? Üniversite ışıktır, ilimdir, bilimdir.

Biz karar veremeyiz Düzce Üniversitesi’nin rektörünün kim olacağına veya devam edip etmeyeceğine. Ama karar verici mekanizmalar, karar verici iradeler bu değerleri, bu değerlendirmeleri yapmalılar. Sebep ve sonuç ortaya çıksın. Herkes aklının yettiğince, fikrinin oluştuğunca bir şeyler söyler. Şu an itibariyle günlük 4 –5 bin insanın tedavi olmak için gittiği bir fakülteden bahsediyoruz. Tıp fakültesinden bahsediyoruz. Her gün insanlar gidiyor; yatıyor, tedavi, muayene, paralı, parasız… İşin en garip yönü ne biliyor musunuz? Sayın rektörümüz bize gittiği yerde hep ‘Şu bölgedeki hastanede şu eksik var, bu bölgedeki hastanede bu eksik var.’ diyor. Ya eğri hesaptan doğru sonuç çıkar mı? Yanlıştan doğruya gidilir mi? İnşallah bunlar değerlendirilir de bu anlamda bir sonuçlar meydana çıkar. Biz yaşamak istiyoruz ya, biz kaliteli yaşamak istiyoruz ya. Biz Türkiye’nin en güzel coğrafyasında yaşıyoruz, kıymet bilinmiyor.

Düzce’de bu yaylalarımıza, turizm bölgelerine özel idare, belediye veya siyaset devreye girip de ulaşımını daha iyi bir yere getirememişiz. Burada bir Güzeldere çıkış yolu var. Bir çiçek çıkıyor diye Düzce Üniversitesi’ndeki akademisyenler “bu çiçek önemli bir çiçek” diyor. Evet. Bu yolu daraltalım, genişletmeyelim. Tam yolun dibinde çıkıyormuş çiçek. Katkımız bu. Hayırlı işler. Çıkamıyoruz ama biz oraya, iki araba zor geçiyor. Bir çiçek yüzünden bunu bildiğiniz halde kabul ediyorsunuz. Böyle olması gerekiyorsa böyle olsun, onu da bilmiyoruz. Ama bizim fındığımız ne oldu ya? Türkiye’nin en güzel tarım arazileri var bizde. Toprağın yapısı muhteşem. Her taraf imara açıldı. Mis gibi yerler, tarım arazileri organize sanayi bölgelerine açılıyor. Gelenler kim? Teşvikten faydalanmak için gelenler. ‘Biz vergi veriyoruz.’ diyorlar. Devlet de sana para kazanman için ortam hazırlıyor. Vergi veriyormuş, ver. Herkes veriyor vergiyi zaten. Ama vergi vermemek üzerine çalışılıyor aslında işin özüne baktığınız zaman.

REKTÖR SÖZBİR GÖREVE DEVAM EDERSE HEDEFLERİ OLMALI

“İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN” DÜSTÜRU SÖYLEMDE KALMADAN EYLEME GEÇMELİ

Netice itibarıyla bu ve buna benzer konularda Düzce Üniversitesi’nin rektör hocamız devam ederse hedefler koyması lazım. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Söylemde değil, eyleme geçmeli. En iyi sağlık olmalı, en iyi tarım olmalı, en iyi balı üretmeliyiz, en temiz havayı koklamalıyız. Bunları sağlayamıyor musunuz, beceremiyor musunuz? Olmuyor işte o zaman. Hedef koymalı ve o hedefe de emin adımlarla yürünmeli.

Netice itibarıyla hoş geldi, sefa geldi. Ziyaretlerinden memnun olduk. İnşallah oradaki dileklerin, temennilerin hikâyeden değil, rivayetten değil de gerçekten yaşamak istiyoruz. Dinlemek istemiyoruz artık hikâyeyi. Biz hikâyeyi dinlemek istemiyoruz, gerçeği yaşamak istiyoruz. İcraatı görmek istiyoruz. Devamında bunlar hedef olarak değerlendirilmeli. Yok devam etmeyecekse yeni gelecek olan rektöre veya bilim heyetine artık üst düzeye bizim böyle bir talebimiz var. Bunu da nazarı itibara almanız lazım. Çünkü Düzce’nin bu talebi var. Bunu akademisyenler veya ilim insanları veya siyasetçiler zaten sürekli söylüyorlar.

“Şöyle olacak, böyle olacak…” Çözüm üretecek, alternatif bulacak, çare bulacak. Benim ismimin önünde profesör, doçent veya doktor yazmıyor. Yazanlar bulacak. Onun için yazıyor zaten. O unvanlar onun için veriliyor. Makamlar onun için veriliyor. Bu millet vergiyi bunun için veriyor. Bu millet kanunlara, kurallara bunun için uyuyor. Bizim yaşam kalitemizi yükseltin.

Yükseltenler de var tabii. Şimdi sevgili Nurullah Çelebi abi ile beraber bir video çektik. Ondan önce de bir değerlendirme yaptığımızda bize Sayın Faruk Özlü ile ilgili “çok yalakalık yapıyorsunuz” diyen var. Bakıyorum profillerine… Çok dikkatimi çeken bir istatistik var: 500’ü bulmuyor arkadaş kitleleri. İki öküzün önüne bir samanı paylaştıramayacak adamlar çiftlik nasıl kurulur onu anlatıyorlar bize. Bir baltaya sap olamamışlar, ormancılıktan bahsediyorlar. Hayatında bir yere gelmemiş veya gelmiş de yerini beğenmemiş adamlar bize ileri geri konuşuyor. Faruk Bey’e de eleştiri olduğu zaman biz bunu yapacağız zaten. Yapıyoruz. Ama eleştiri yoksa, doğruyu da anlatalım. Bunlar yanlış yaparsa eleştiriyi ondan sonra yapalım.

BİZ DOĞRUYU MENFAATİMİZDEN DEĞİL DÜZCE SEVDAMIZDAN KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Neticede Faruk Özlü’nün günahının kefaretini veremeyecekler, sevabının ve hizmetinin muhasebesini yapıyorlar. Maalesef. Davut Güloğlu’nun karşısında alternatif oldu. Nerede bu Davut Güloğlu? Nerede? Garip gurbetçi geldi gitti. Bir sene sonra seçim olursa gene geliyor. Millet de inanır. Hele bir de seçilirse… O zaman sen düğünü seyret, cümbüşü seyret. Netice itibarıyla geldiğimiz noktada biz doğruyu, doğru olanı, doğru bildiğimizi; hissimizden, menfaatimizden, beklentimizden değil, hizmetimizden ve Düzce sevdasından konuşmaya devam edeceğiz.

Bu otelleri ve otobüsleri konuşacaktık, vakit kalmadı. Cuma günü Allah nasip ederse, Allah ömür verirse konuşacağız. Kimsenin cuma günü buraya çıkma garantisi yok, dinleme garantisi de yok. Ölüm göz açıp kapayıncaya kadar gelebilir. Ölmeyecek insan var mı? Yok.

Programın tamamını izlemek için:

Yorumlar