Bu millet yüzyıllardır, Kaan’la, Başbuğ’la, Hakan’la, padişahla yönetilmiş, son yüzyılda iki başlılık vardı, İşin özünde özüne döndü: Cumhurbaşkanlığı devlet sistemi, başkanlık sistemi geldi. Milletin geninde bu var; yani bir lidere tabi olmak. Lider güzelse temeliyle, ölümüyle gider peşinden. Bizim liderimiz de güzel.
Şimdi AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir, Ercan Öztürk, İl Başkanı Hasan Şengüloğlu, Düzce’den iki ihtiyarı, Merkez Karar Yönetim Kurulu Toplantısı’ndan sonra AK Parti Genel Merkezi’nde bu milletine sevdalı olan Sayın Cumhurbaşkanı’na takdim ettiler. “100 yaşında” dediler. Sayın Cumhurbaşkanı sevindi, ellerini öptü, hürmet etti. Aslında bu özel bir şey değil, sıradışı bir şey değil; sıradan bir şey. Malumun ikrarı oldu. Sayın Cumhurbaşkanı bunu yaşlı olan, aciz olan herkese yapıyor. Fıtratında bu var.
Ayşe Hanım orada çok samimi bir havada, “Biz Cumhurbaşkanı’na bu kadar yakınız.” intibasını verdi. Bu da siyaseten olumlu. Aklı evvelin birisi yazmış, “Bu Düzce’ye 5 puan kazandırdı.” diye. O, o kadar puanlık bir mesele değil.
TORUNLARINIZA ANLATACAK BİR ESERİNİZ OLSUN
Ancak mesele şu: Üçüncü dönem, yani yaklaşık 12–13 yıl ve bunun içinde kadın kolları genel başkanlığı da var. Ben şunu beklerdim seçimlerde: O Cumhurbaşkanı’nın gönlünü almak veya onu yüceltmek mutlaka o insanlarla irtibat kurmak güzel de, “Sayın Cumhurbaşkanım, 10 tane belediye var, onunu da aldık. Sayın Cumhurbaşkanım, üç milletvekilliği var, üçünü de aldık. Size hediye ediyoruz. Sizin gibi dünya liderine, liderimize.” Samimiyet budur. Alabilirseniz, yapabilirseniz.
Efendim bunun haricinde ben soruyorum: Bizim daha kuzeybatı çevre yolumuz olmamış. Sabahları trafiğin en keşmekeş olduğu hali yaşıyoruz. Kirli havamız düzelmemiş. Kışın zehir soluyoruz. Yazın suyun içinde, imkânların içinde imkânsızlığı yaşayarak susuzluk yaşıyoruz ve İstanbul’a su veriyoruz ama Düzceli’ye su veremiyoruz. Niye? Altyapılar eksik.
Ya bir kadın kolları genel başkanı demek, politbüroda oturan yedi kişiden biri, altı kişiden biri demek. Tam rakamı şaşırmayalım ama şimdi Cumhurbaşkanı çok değer veriyor kadınlara. Kadın kolları genel başkanı da çok değerli.
Ben soruyorum Ayşe Hanım; Düzce’de sağlığa, hayata dair birtakım doktorlar, görevlendirmeler yapılıyor. Peki, şöyle torunlarınızı dizinize aldığınız zaman, “Evladım ben Düzce’nin 20 yıllık, 30 yıllık sıkıntısı olan, 50 yıl sıkıntısı olmayacak su işini çözdüm. Bir su barajı yaptım.” dediğiniz bir eseriniz var mı?
“Kuzeybatı çevre yolu Düzce trafiğini rahatlatacak. Bunun için bir şey yaptım.” dediğiniz var mı? Sakarya’dan buraya treni getirseydiniz ya. Buradan binseydik trene… Ekonomik ve içtimai olarak bize çok büyük katkı sağlayacak o hızlı trenin Düzce’den geçmesi noktasında bir gayret, bir sonuç var mı? Allah rızası için ne var?
Eski milletvekiline, “Efendim ben bu kadar sağlık ocağı yaptırdım.” denir mi? Onun da kime söylendiğini söyleyelim, Necmi Hoşver’e söylendi.
Düzce ilçeyken, Düzce Üniversitesi’ne ama dikkat edin ilçeyken, önce tıp fakültesi, arkasına üniversiteyi kazandıran Necmi Hoşver’e “Sağlık ocağı yaptım.” denir mi ya?
CUMHURBAŞKANINDAN SELAMDAN BAŞKA NE GETİRDİNİZ?
Benim burada anlatmaya çalıştığım şu: Cumhurbaşkanı’na bu kadar anlatılabiliyormuş da Düzce’nin geleceğine yönelik projelerde, adımlarda, hayatta, ekonomide, içtimai hayatta, Düzce Üniversitesi’nde inşaatlar bitmedi. Fakülte binaları tamamlanmadı. Birçok fakülte emaneten hizmet veriyor; o onun binasında, o onun binasında. Ya adamın kurduğu üniversiteyi tam tamamlayamamışsınız. Cumhurbaşkanı’na yakınlığınızın bize ne faydası var Ayşe Hanım? Bize bir faydası olsun, Düzce’ye faydası olsun.
Ha belki unuttuğumuz, görmediğimiz büyük projeler vardır. Biz bilemiyoruz. Ancak bu yakınlık, bu samimiyet Düzce’ye niye yansımadı? Biz niye trafikte boğuşuyoruz? Biz niye susuzluktan yanıyoruz? Biz niye garip gurbetçi gibi, teşviklerden faydalanan, başka türlü işi bittiği zaman çekip giden, burada çadır misali gelen iş, fabrika veya oluşumlarla uğraşıyoruz biz?
CUMHURBAŞKANINA YAKIN OLMANIZIN DÜZCE’YE FAYDASI OLSUN SİZE DEĞİL
Düzce’nin Gölyaka’sı var. Tarımsal Organize Sanayi Bölgesi’ni biz niye kurmuyoruz? İstanbul orada, Ankara burada. Sıcak su burada. Alan da çok güzel, ova. Burada sıcak sulu sera sistemi yani serini geçirecek bir organize sanayi bölgesi, memleketin kaderini değiştirecek, millî gelirini artıracak, huzurunu katlayacak. Böyle sonuçlar gelmediği sürece, Ayşe Hanım, Sayın Cumhurbaşkanımızdan samimiyetiniz size hizmet ediyor; Düzce’ye hizmet etmiyor. Sayın Cumhurbaşkanım buradan bunu duysunlar.
Beni duyma ihtimali çok zor, çok zayıf. Yani bizim Öncü’nün Sayın Cumhurbaşkanı’na ulaşması mümkün değil, ihtimal yok. Ve işin sonunda o samimiyet bizim hayatımıza dokunsun. Sizin hayatınıza dokunduğu kadar dokundu. Emeklilik var, çoluk çocuk güzel hizmetlerde, eş dost hepsi bu siyasi iklimdeki yerini aldı. Artık bize hizmet etsin. Sonuç bekliyoruz Düzceli olarak.
ETRAFIMIZ ATEŞ ÇEMBERİ UYANIK OLALIM
Şimdi çok hassas bir noktadan geçiyoruz. İran’ı görüyorsunuz, Venezuela’yı görüyorsunuz. Herkes televizyonlarda bir şey konuşuyor. Ben bir dış politika uzmanı değilim, askerî stratejist değilim. Ancak bildiğim bir şey var: İran’da devletini satan, sattıran; Mossad’a veya CIA’ya hizmet eden, Venezuela’da devlet başkanına teslim eden, ettiren ordu veya yapı Türkiye’de daha uyanmadı.
Bakınız bu uyuşturucu veya farklı farklı insanlar gözaltına alınıyor. İşte bu ve buna benzer operasyonlar bunlar için yapılıyor. Devlet operasyonunu yapıyor. Mesela Filiz Akın, yıllarca MİT Müsteşarı’yla evli kalıp da birçok istihbarat faaliyetlerine katılmıştır. Öldü gitti, Allah rahmet eylesin.
Şimdi devlete, millete ebedî müddet için hizmet eden kim varsa Allah rahmetiyle muamele eylesin. Bu uğurda mücadele edenlere de Mevla güç kuvvet versin, sefere çıkanlara zafer nasip etsin.
Ancak vatandaş olarak biz uyanık olmak durumundayız. Bizim inancımız da onu diyor. “Bir yerden bir bilgi geldiği zaman dikkat edin, iyi inceleyin.” diyor. Netice itibariyle Türkiye’yi çok zorlu bir süreç bekliyor. İçeriye yerleştirenler, içeride yerleşenler ve dışarıdan takip edenlerle beraber bu ülkede bir operasyon yapmak isteyecekler. Bu belli.
Ancak ferasetimizle, samimiyetimizle, aklımızla, mantığımızla her türlü konuyu; size garip gelen, komşunuzda, mahallenizde oturan, köyünüze gelen, garip olan her şeyi bugünden itibaren devletin güvenlik görevlilerine ihbar edin. Çünkü bizim görmediğimizi, bilmediğimizi, fark edemediğimizi ama bize garip geleni devlet bilir, görür ve gereğini yapar. Bu, bu memleketin vatanına, bu memleketin değerlerine yapabileceğimiz en büyük sadakattir, en büyük samimiyettir.
Vatansızlara iyi bakın. Suriyeliler’e, Endonezyalılar’a, bu memlekette vatanını terk edip de ekmek kazanmak için gelenlere iyi bakın. Bu vatanın kıymetini bilelim. Bu vatanın kıymetini bilmek için de akıllı olmak lazım. Garip gelen, enteresan gelen her şeyi jandarmaya, polise, devlete söylemek lazım.
Hoşça kalın, dostça kalın. Allah’a emanet olun.