ARA VERİYORUZ, VEDA ETMİYORUZ

Yaklaşık 10 aydır, 120 yayın ve yaklaşık 500 konuyu ele aldığımız bir yayın döneminin sonuna geldik. Yani sezon bitmek üzere, bitiyor. Bu yayınla bitiyor. Eylül ayında yine "Yorumlu’Yorum"la ve diğer programlarla karşınızda olacağız.

ÖNCÜ SİZİN KULAĞINIZ, GÖZÜNÜZ, NEFESİNİZ

Bu süre içinde, hani derler ya "Sürçülisan ettiysek affola" diye, çok güzel anekdotlarımız var. Bu yayınları yaparken mesela, bir tane yanlışlıktan bir adres göstermişiz. Ondan dolayı, Kişisel Veriler Kanunu'ndan mütevellit bir mahkemelik olduk. "Yorumlu’Yorum"da ve haberlerimizin genelinde iddia ettiğimiz, yazdığımız haberlerden dolayı yalan haber, hileli haber, gerçek olmayan haber diye, elhamdülillah, Fevzi Çakmak'taki adliyeyle muhatap olmadık.

En ince ayrıntısına kadar çok ince eliyor, sık dokuyoruz. Öncü Ailesi olarak toplumun, milletin, Düzce'nin derdine derman olmak adına mücadele verdik bugüne kadar ve bundan sonra da inşallah böyle devam edeceğiz.

Hepsinden önemlisi de şu: Biz bunları yaparken, mümkün mertebe bilerek ve isteyerek kul hakkına girmemeye gayret ettik. Bilerek ve isteyerek işkembemizden değil, midemizden değil, cüzdanımızdan da değil, vicdanımızdan hareket etmeye çalıştık. Ancak zaman zaman kırdığımız insanlar da olmuştur, hata yapmadık mı? Yaptık. Eksik yapmadık mı? Yaptık. Onu da telafi etmek için elimizden geleni yaptık.

"Yorumluyorum" programına, eylül ayına kadar ara veriyoruz ama ekranlardan ayrılmayacağız, sahadan tabii ayrılmayacağız, haberden tabii kopmayacağız. Özel haberler yapacağız. Belki olağanüstü bir gündem olacak, özel "Yorumlu’Yorum" için böyle karşınıza çıkacağız ama Düzce'deki oturan bir denge var: “Öncü'yü ararız.”

Evet, Düzce'deki Öncü, bu aile, bu yapı, bu ekip Düzce'nin sesi olmak için, Düzce'nin nefesi olmak için, Düzce'nin vicdanı olmak için bugünlere kadar geldi. Her zaman da bu böyle olmaya inşallah devam edecek.

Biz, başta ben olmak üzere tüm ekip arkadaşlarım olarak şuna çok dikkat ediyoruz: Bir konu veya ihbar geldiği zaman, hadis-i şerifte buyrulduğu gibi "Bir size konu geldiği zaman iyi araştırın" diyor. "Çok iyi araştırın, iyi araştırın." Yani insanlar bize vicdanından, gerçekten mağduriyetinden bir ihbarda bulunabilirler veya bir şahsi meselede bizi alet etmek isteyebilirler veya menfaatleri dahilinde bir şey yapmak isteyebilirler. İşte burada, biz elimizden geldiği kadar –ki ona çok dikkat ediyoruz– vicdanımızla, imanımızla ve insanlığımızla bunları filtre ediyoruz. Bunlara mümkün mertebe kimsenin keyfi olmaya, zevki olmaya, ihtirası olmaya, kimsenin menfaati olmaya, hesabının bir parçası olmaya hiçbir şekilde rızamız olmadan bunlara alet olmamaya gayret ediyoruz.

İnşallah önümüzdeki dönem eylül ayında birçok konularımız olacak. Düzce'deki belki, Küçük Sanayi Sitesi'ndeki dükkanlar, üniversitedeki seçilecek olan rektör, siyaset gibi birçok konumuz olacak. Ama bunları, önümüzdeki sezonda değerlendireceğiz.

Öncü sizin; Öncü sizin gözünüz, kulağınız, nefesiniz. Yani bu zaten Düzce'de bu konuda kamuoyuna çok teşekkür ediyoruz, bize inanıyorlar, güveniyorlar. Biz de onlara inanıyoruz, güveniyoruz. Allah nasip ederse eylül ayında buluşacağız.

KADERİN ÖNÜNE GEÇİLMEZ

Bu arada önemli bir anekdotu atlamamam lazım. Şimdi hani "Asalet aslına rücu etmekmiş." Yani mutlaka bir gazetecilik yapmamız lazım. Elim bir kaza yaşandı. Sayın Düzce Milletvekilimiz Ercan Öztürk Bey Akçakoca yolu üzerinde, bir kazaya sebep oldu. Allah'ın takdiri de böyle. Yani Ercan Öztürk oraya gidecekti. Hızlı gitti, yavaş gitti, bilemiyoruz artık. Hızlandıran da yavaşlatan da Allah. Kimse bunun hesabını yapmıyor, hep insanlar nefsi bakıyor olaya. O, merhum olan kişiye de Allah rahmet eylesin, cuma günü Hakk'ın rahmetine kavuştu, toprağa verildi. Orada o oraya gelecekti, Ercan Öztürk ona vuracaktı. Kader böyle çizilmiş, bunun kaderi bu. Yani yavaş gitmiş, süratli gitmiş, hızlı gitmiş onu yavaşlattıran da hızlandıran da kaderin sahibi.

SIRASI MIYDI AYŞE HANIM?

Ama işin esprisi şu: Şimdi kaza olmuş, haber basına intikal etmiş, kamuoyuna yansımış. Burada açıklamalar yapılıyor. Sayın il başkanları, Sayın Faruk Özlü açıklama yapıyor. Ayşe Keşir Hanımefendi de "Falanca filan yere seçilmiş, ziyaret ettik, tebrik ediyoruz" diyor. Allah Allah! İşte bir haber. Ayşe Hanım tebriklerle uğraşıyor, ziyaretlerle uğraşıyor. Yahu memlekette elim bir kaza olmuş, bir milletvekili kazaya karışmış. O tebrik, o ziyaret o anda yayınlanmasa ne olur? Akabinde bu kazayla ilgili bir açıklama yapıyor, işte "Geçmiş olsun" diyor. Arkasından bir tebrik daha sosyal medyada. Sayın Cumhurbaşkanı da bu konulara değindi. Ve şov!

FOTOĞRAFI BIRAKIN HİZMET EDİN!

Şimdi Akçakoca Başkan Vekili, Akçakoca İlçe Başkanı, İl Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanıyla fotoğraf verdi. Akçakoca'yı kabul etti. Şimdi partilerin genel merkezlerinde, Meclis'te bir alanlar vardır, milletvekillerine de açıktır bu alanlar. O alanlar polis korumasından bir tık ileriye gidebilirsiniz. Sayın Cumhurbaşkanı veya devlet büyüğümüz oradan geçerken ayaküstü bir muhataplık olur. Kaç dakika dinledi Cumhurbaşkanı sizi? Bir fotoğraf çekimi kadar. Bunu bu kadar büyük şov yapmanın anlamı ne? Biz göreceğiz şimdi! Bakacağız! Sayın Cumhurbaşkanıyla fotoğrafın Akçakoca'ya, Düzce'ye kazandırdıklarını hep beraber göreceğiz. Fotoğrafı bırakın artık, hizmet verin memlekete! Bu memlekete hizmet verin! Bu memleketin önünü açın!

DÜZCELİ DİNLEMİYOR ANKARALI MI DİNLEYECEK?

Ama önünü açacak olan insanlar, milletvekili arkadaşı, hatta onu milletvekilliğine taşıyan Ercan Öztürk Bey kaza yaptığı zaman tebrik yayınlıyorsa bunun fotoğrafının da, bunun anlamının da ben izahını göremiyorum, anlamıyorum! Memleketi bu kadar düşünüyorlar işte. Memleketin derdiyle bu kadar dertleniyorlar. Bir vekil kazaya karışmış, yara almış, gönlü kırgın; bir tane cenaze var; hanımefendi tebrik paylaşıyor! Bu da Düzce'nin iradesi, bu da Düzce'nin ablası, bu da Düzce adına Düzce'nin meselesini Sayın Cumhurbaşkanımıza ve bakanlarımıza taşıyor. Kim dinler bunu? Düzceli dinlemiyor ki, Ankaralı mı dinleyecek?